ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA

17 Eylül 2014
2.209 kez görüntülendi

Resim bulunamadı

ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA

İnsanlarımız Ölüyor Sevgili Dostlar…!

“Üstüne yazı yazdığın konuya bak Makbule Hanım,bunda ne var ki..?
ÖLÜM mukadderatın tecellisidir ” dediğinizi duyar gibiyim …!

Akl-ı selim sahibi bir insan olarak mukadderata olan inancım ve mukadderata inanmayanlara olan saygım sonsuzdur…O noktada bir sorun yoktur..
Benim ele alacağım ;
ÖLÜM ‘ün beden ile alakalı olan yönünden uzak,tamamen ruhaniyetine yönelik bir mevzudur..

Sizlerin de dikkatinden kaçmadığına emin olduğum bir durum var.. Köyümüzde özellikle son birkaç yıldır yakın aralıklarla insanlarımız ölmeye devam ediyor…Gün geçmiyor ki köyden bir cenaze haberi gelmesin..! Köyümüz adeta,Ölüm meleğinin dünyayı turlarken çok sık kullandığı geçiş güzergahı haline geldi..Bunu isyan amacıyla söylemiyorum..ALLAH’ın takdirine olan teslimiyetimizde kusur yoktur elbette..
Benim mensubu olduğum mahalleden,son birkaç yıldır o kadar insan ebediyete göçtü ki ..!
Başta babam olmak üzere hepsiyle çok yakın diyaloglarım vardı..Hepsinin yüzleri,sesleri,sözleri, kendilerini özel ve önemli kılan hal ve hareketleri hiç unutulmadan,bozulmadan,silinmeden aklımda duruyor..Hepsini çok iyi hatırlıyorum.Kafamın içinde soyut bir slayt sistemi mütemadiyen dönüp duruyor.. Bu yoğun insan kayıpları sadece benim mahallemde değil,köyün genelinde özellikle ani ölümler şeklinde vuku bulmaya devam etmektedir..
Eminim sizler de kendi mahallelerinizi ve komşularınızı göz önüne getirdiğinizde hafızanızda oluşacak görüntü benimkiyle aynı paralelde olacaktır..
Kaybettiklerimiz,sanki bu dünyaya hiç gelmemiş gibi,dünya üzerinde gezip dolaşmamış,yiyip içmemiş,konuşup gülmemiş gibi gittiler ve biz yokluklarını bir şekilde içimize sindirdik..
Dün her biri kendi hayat hikayelerinin baş kahramanlarıydı…Yaşam filmleri gösterimdeydi yıllardır..Film bitti ve onlar için perdeler kapandı..!
Koca bir gerçeğin merkezinden ,sisler arkasında kalmış belli belirsiz bir hayalin içine yolcu ettik onları.. Geldiler-yaşadılar-gittiler..!
Gelişlerinin gönül cilalayıcı müjdesi,gidecek olmalarının kara habercisiydi aslında..Her doğum bir ölümün haber elçisidir çünkü…
“Bir varmış ,bir yokmuş” sözünü beyinlerimize çivileyen ÖLÜM hadisesi,zamanını bilmediğimiz bir anda bizim için de açacak perdelerini…Şimdi bizlere çok uzakmış gibi gelen bu büyük hadise ile burun buruna gelme olasılığımız saniyeler kadar yakın aslında hepimize..

İnsanlarımız ölüyor sevgili dostlar,İnsanlarımız ebediyete gidiyor..! Dün var olup hayata anlam katan insanlar bugün bakın yoklar…Gittiler…!
Peki soznsuzluk alemine giderken yanlarında ne götürdüler…?

İnançlarını,ibadetlerini,sevgilerini,merhametlerini,hayır ve hasenatlarını,gönül alıcı sözlerini,dostluklarını,sağlam duruşlarını,dürüst ve doğruluklarını,edeplerini,samimiyetlerini,cömertliklerini,bir yetimin başını okşayışlarını,evsize ev,elsize el,suskuna dil oluşlarını,komşularının memnuniyet dolu yüreklerini,ana babalarının emsalsiz dualarını,Hakk’ın ve haklının yanında oluşlarını yani CENNETLERİNİ..

ve yine ayrıca,

Sırtlarında ağır bir yük olan kul haklarını,isyanlarını,düşmanlıklarını,öfkelerini,zulümlerini,haksızlıklarını,ahde vefasızlıklarını, merhametsizliklerini, cimriliklerini,yalan dolanlarını,gönül yıkıcı sözlerini,edepsizliklerini,sinsiliklerini,konu komşusunun ,ana babasının,evlad-ı iyalinin intizarlarını ,kırgınlıklarını ,Hakk’a ve haklıya cephe oluşlarını yani CEHENNEMLERİNİ alıp yanlarına hicret ettiler ÖLÜMe..

Dikkat buyurun lütfen; Yukarıda ana hatlarıyla sıralamaya çalıştığım mefhumlar arasında, Evlerini,arabalarını,arsa ve arazilerini, ev eşyalarını,ziynetlerini,mücevheratlarını,kıyafetlerini,mağaza ve dükkanlarını,villa ve malikanelerini,arkadaş ve dostlarını,eş ve sevgililerini,kardeş veya evlatlarını yanlarına alarak gittiler, diye bir ifade okudunuz mu…?
OKUYAMAZSINIZ..çünkü şimdiye kadar öyle olmadı ve bundan sonra da öyle olmayacak..!

İlahi sistem tarafından dünyaya geliş ve gidiş zamanımız,dünyada yaşayacağımız süre ezelden tespit ve tayin edilmiştir ancak dünyada neler yapacağımız,nelere kıymet verip nelerden uzak duracağımız, ulu ve dönüşü olmayan bir yolculuk için manevi kasamıza neleri koyacağımız bizim tasarrufumuza,tercihimize ve takdirimize bırakılmıştır..

DÜNYA ÜÇ GÜNDÜR ve su gibi akacak olan bu üç günü kavgalara,küslüklere,mutsuzluklara,restleşmelere,fitnelere,iftiralara,düşmanlıklara,kin ve nefretlere,ihtiraslara kurban etmeyelim..
Bırakalım duyguların padişahı SEVGİ ve onun mahiyeti olan merhamet, sadakat,iyilik,vefa,dürüstlük,hoşgörü ve saygı yüreklerinizde hüküm sürsün..Emin olun bu kusursuz manevi yönetim kadrosuyla gönül ülkemiz tüm dünyaya hükmedip altın çağını yaşayacaktır..
Şimdi bir fırsatını bulup köyümüzün,ebediyete giden eski insanlarına sorsak;
Dünyaya tekrar gelseniz ehemmiyet vereceğiniz öncelikli duygular neler olurdu ,diye..
Emin olun sualimize verecekleri cevap hepimizce malumdur..
Ne tarla çayır için,ne sinor ve çeper için, ne çoluk-çocuk için ne kuzu,koyun,dana ve tavuk için ,ne tarla bostan sulama sırası için,ne ceviz erik,elma için ne de başka bir şey için asla kavgaya girişmez,kırgınlıklara,küskünlüklere yüz vermezlerdi..

Son yıllarda büyük şehirlerden köyümüze dönüşler başladı..Şehrin yıllardır süren debdebesinden,hengamesinden,stresinden, betona talimli görüş alanlarından bıkıp usanan insanlarımız huzur bulmak ve hayatın tadına sağlık içinde varabilmek için yeniden köyümüze teveccüh göstermeye başladılar.. Evi olmayanlar yeni evler yaptırarak,evi eski olanlar ise tadilata yönelerek ,huzur ve sağlık içinde yaşamak üzere köye gidiyorlar.. Bu durum, şehirde doğup büyüyen ve köy hayatının eşsiz doğallığını,damakta destanlaşan tadını,yeşile talimli rengini ve çiçek kokularıyla hemhal olmuş kokusunu bilmeden büyüyen genç neslin görsel ve ruhsal altyapıları için müthiş bir sosyal gelişmedir..
Köylerin de artık modern hayata intibak etmeleri sebebiyle genç nesil, bizim çocukluğumuzdaki donanımlı köy hayatını yani koyun-kuzu gütmeyi,çamurlara batmayı,değirmene ,ormana gitmeyi,tarlada çapa yapan analara soğuk su, çayır biçen babalara külekle kete götürmeyi,taze soğanı pekmeze batırıp yemeyi,kert çadıyı kemirmeyi,bayat poğaçayı ıslatıp şor peynirle yemeyi bilmeyecek ve yaşamayacak olsalar da maziye aidiyet konusunda zerre zevale uğramamış olan köyün masmavi berraklıktaki pürüzsüz gök kübbesini,temiz havasını,yeşil doğasını,kuş cıvıltılarını,ormanını,çayırını,dağını,bayırını yine dolu dolu yaşayacaklar..Köyde olmanın güzelliğine ve ayrıcalığına bu cihetten nail olacaklar..

Genç nesillere buradan sesleniyorum.. Köyün her türlü ananevi,geleneksel,tarihi ,doğal,sosyal ve kültürel zenginliğini günümüzde yaşayın ve yaşatın,ancak eskilerden kalan küslükleri,kavgaları,çekememezlikleri, husumetleri ,ihtiras ve hırsları mazide bırakın ve köyde planladığınız geleceğinizin sınırlarından içeriye hiç sokmayın.

Ömrünüzün bundan sonra ki kısmını SEVGİ ve DOSTLUK üzerine bina edin.. !

Çünkü görüyorsunuz ki insanlarımız ölüyor sevgili dostlar..!
Hepsine rahmet dilerken,yukarıda değinmeye çalıştığım menfi sebeplerden ötürü hanelerine yazılan günahlarının affını Mevla’dan niyaz ediyorum..

Şu gerçeği hiç unutmadan hayatlarımıza yön verelim;
Bir gün bizler de öleceğiz..!

Ölümün kapısından içeri girerken alınlarımızın ak,manevi muhasebe kayıtlarımızın tutarlı ve gönüllerimizin huzur içinde olmasını sağlama adına bize tahsis edilen ÜÇ GÜNÜ, İnanç,dürüstlük,hoşgörü,merhamet ve olgunluk çerçevesinde tamamlamamız ,ebedi alemimizin sürûr ve selameti için de son derece hayati ve elzemdir..

Hepinize uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum..

Makbule ACAR YENİ

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Yukarı Çık