BİZİM KUŞAK

17 Eylül 2014
3.074 kez görüntülendi

Resim bulunamadı

BİZİM KUŞAK

Her kuşağın, istekleri, topluma etkisi ve öne çıkan özellikleri vardır. Kuşak denince aklımıza ilk gelen şüphesiz 68 kuşağı olmuştur. Altmış sekizden önceki kuşakların kendini göstereceği ne halleri ne de mecalleri vardı. Onlar, en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek uğruna didinip dururken; yaşadığı çağda meydana gelen göçler, savaşlar, baskılar, eziyetler de cabaydı. Çok iyi niyetli ve sahicidirler. “Cümle aleme içinde de bize diyerek gönüllerini herkese açmışlardı. Kazmanın ucuyla yollar yapanlar da, ilk kurulan fabrikaların, demir yolların yapılmasında ter dökenler de yine onlardı.

Altmış sekiz kuşağı özgürlük isteği ile yola çıkmıştı. Biz yetmiş sekiz kuşağıydık. Bizim haykırışımız ise kökten değiştirmek içindi. Şimdi ki kuşaklar artık sembollerle ifade ediliyor. Yetmişlerde doğanlar X kuşağı, seksenler de doğanlar Y kuşağı. Yeni kuşaklarda bireysellik öne çıkarken, X kuşağı sabırla, çalışarak yükselme çabasında; Y kuşağı ise sabırsız ve hızla yükselmenin peşinde. Kuşaklar aslında yaşlı bir ağacın halkalarına benzer. Ağacın halkaları o yılın iklimine göre geniş, ince, yumuşak, sert, eğer fazla kurak görmüşse cılız olur. Toplumsal kuşaklar da tıpkı ağacın halkaları gibi zamanın anlayışları, olayları, olguları ve teknolojisinin etkisiyle şekillenir.

Yani Dünya’nın gidişatı nereye kuşaklar da oraya… Bizim kuşağın görevi değiştirmekti demiştik. Biz bütün enerjimizi bu yolda harcıyorduk. Okuduklarımız ve ideallerimizden hareketle muhatabımızı ikna etmeye çalışır; elimizden geldiği kadar da çevreye topluma görünür hizmetlerde bulunuyorduk. Toplum bizimle büyüyecek bizimle aydınlanacaktı. Doğru bir taneydi ve o doğru kesinlikle bizim doğrumuzdu. Süreç ilerledikçe aynı kuşaktan aynı topraktan çıkan, muhaliflerimizle muhabbetimizi de kesiyorduk. Bütün bu çaba ve uğraşımıza rağmen halkın nezdinde umduğumuzu buluyor muyduk? Hayır. “Eh ne yapalım halkımız böyle işte” diyerek konuya yüzeyden bakmayı tercih eder olmuştuk. Önceleri makul düzeyde başlayan halkımızla ilgili yakınmalarımız, işler sarpa sardıkça, uygunsuz çıkışlarla nihayetinde halkla köprüleri atmaya kadar gitti.

Sokrates derki “sorgulanmayan hayat, hayat değildir” gençlik döneminde; öncelikle kendi sınıfımızı bilelim, mücadeleyi doğru yapalım, hizmet edelim, destek alalım ve düzeni değiştirelim mantığıyla yola çıkmıştık. Burada şunu belirtelim, özellikle köy yaşantısından gelen gençlerin niyeti kendi doğaları kadar saf ve temizdi. Hani iyi niyetle bir şeyler yapmak istersinde çeşitli yerlerden karışanlar karıştıranlar çıkar, bunları tam anlamasın saflık içinde olursun ya, işte böyle bir durum da mevcuttu. Bizden farklı düşünenler farklı fikirlere sahip olanlarda eminim öyleydi. Teoride tıkandığımız noktalara gelince, şahsen benim kırılma noktalarım ne sadece okumalarımla ne de aydınların yaptığı analizlerden kaynaklanıyordu. Yaşadığım çevrede, halkın en sade ve en doğal haliyle yaptığı konuşmaları ve gözlemlerimi anlamlandırdığımda; “evet evet” dediğim noktalar oluşmaktaydı. Köyümüzde yaylaya gidiş-geliş düzeni ile ilgili yaptığımız düzenlemeye amcamın: “Şimdiden bizi masaraya alıyorsunuz elinize fırsat geçerse kim bilir daha neler yaparsınız ” sözleri diktatörleşmenin klasik tarihinin işareti gibiydi. Bu seslenişinde hali hazırdaki özgürlük alanını da kaybedebilirim endişesi vardı. Gerçektende tarih böyle örneklerle dolu değil miydi? Bir başka diyalogumuz: Meydancık deresinde meydana gelen büyük sel felaketi üzerine yaptığım çevrecilik çıkışıma karşı : “Akdamla’da, Papart’ta istihsal yapılmasaydı Kothev’da orman deposu olmasaydı Muhammet depoda çalışmasaydı, emekli de olmasaydı, daha mı iyi olacaktı” ? Sözleriyle olmuştu. Amcamın bu serzenişine de cevap vermek kolay değildi. Çevrecilikle beraber ekmek teknesi meselesi nasıl dengelenecekti? Onun gözünde biz, nasıl olsa devlet kasasına el atmış biriydik ve en alttakinin çığlığını da anlayamazdık. Bu soruya aydınlarımızın çoğununun cevabı ise köyde kalsaydı kendi işiyle uğraşsaydı olmakta. Peki bu cevap ne kadar ahlaki ne kadar eşitlikçi ?…

İster bir köyde ister bir şehirde isterse de bir ülkede olsun, sorunların niteliği iktisadi temeli sosyolojisi kabaca hep aynıdır. En basitini görmek en karmaşığını görmeye, anlamaya da yardımcı olur. Çözüm adına yola çıkan, sivil toplum veya bireyler olarak her zaman şunu düşünmeliyiz ben gerçekten özünde miyim? Kendi konumumu daha da yetkinleştirmek için mi veya hiç bilmediğim birilerinin değirmenine su taşımak için mi, yoksa en alttakinin elinden tutmak için mi? uğraşı veriyorum? Her an her zaman bunu sorgulamalı. Bir daha tekrar edelim “Sorgulanmayan hayat hayat değildir”.

Ahmet ÖZTÜRK

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. fikri seçkin dedi ki:

    Zamanların da bir ruhu var.İnsanları zamanın akışı şekillendiri.Ülkenin ekonomik ve sosyal durumu yeni kuşakları da yaratır
    .

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Yukarı Çık