ULUDAĞ’IN ETEKLERİNDEN MEMLEKET ÖZLEMİ ÇIKARMAK

22 Nisan 2017
1.931 kez görüntülendi

Resim bulunamadı

İstanbul- Bursa yolunda, zeytinli,  incirli  Gemlik sırtlarından  ovaya inince; virajsız up uzun   bir  yol,    Bursa şehri    kışın beyaz, yazın yeşil örtüsüyle Uludağ seni karşılar. Bu yoldan ne zaman geçtiysem  benim gözüm  hep dağın eteklerindeki yerleşimlere  takılır buralara heveslenirim.  Belki de “Ölün da kalın Ahaldaba’da”(köyüm) denilen yerde  kaybettiklerimi bu eteklerde bulmak istiyorum.   Bir de  babadan kalma  “bizim memleket gibisi olmaz” şartlanması peşimi hiç bırakmıyor.   Uludağ’da  bolca akan buz gibi  suları gördüğümde  bu suların burada ne işi var,   şaşkınlıklığı ile hep böyle akar mı  endişesi?  İlk zamanlar benim Bursa’da kendi kendime oluşturduğum sessiz hatıralarım.

Zamanla  suyuyla havasıyla kolay kolay kaybolmayacak bir doğayı  ele geçirdiğimi anladım. Uludağ’ın yamaçları, genişliği İnegöl’e kadar uzanan zengince  doğa.  Artık  her gün işim gücüm  biraz daha içeriye dağın eteklerine doğru giriş çıkış yapmak oldu. Bir ara dağın dibinde  Balaban  köyünün müdavimiydim.  Epey eskilerde Rize’den gelenlerden  oluşmuş, köyün girişinde bekçisi var. Köyden tanıdık bir isim söylemeden köye giremiyorsun. Yaşlılarla ayaküstü sohbet ediyorum.  “Artvinliler hep  okudular kara işe kendilerini vermediler” diyorlar.

Dağın  zirvesinde birleşen dik  vadilerin derelerinden ilkbaharda rafting yapılacak kadar coşkun sular akıyor. Kaplıkaya deresi bunlardan en büyüyü.  Ortabağlar’ın hizasında, Çalıkuşu romanının geçtiği 30-40 haneli Zeyniler Köyü  de bu vadinin üstündeki tepede kurulmuş.  Vadinin  demirden giriş  kapısı,  sarp yamaçlarına kadar  kağnı arabasının işleyeceği bir de yol var.  Bu yolda profesyonel, amatör yürüyüşçüler, sağlık için yürüyenler,  mevsiminde kestane toplayıcılar, içme suyu getirmek için gelen gidenler eksik olmuyor. Yol boyunca çeşitli türden zengin bitki örtüsü,  ormandan çevrilmiş küçük bahçe düzlükler,   çeşmeler, ağaç köprüler, küçük barakalar, kayalarda doğal örtülü oyuklar.   Sırt çantalı,  poşetini değeneye takarak omuzuna atmış, iki kollu eşyasını barakasına taşıyanların gidiş gelişi de   eski köy yollarını hatırlatıyor. Pala bıyıklı doğudan olduğu anlaşılan bir dedeye selam veriyorum. Sırtında küçük bir tahta parçası, Tuncelili olduğunu söylüyor.  Hüseyin dede  Artvinliler iyi adamlardır diyor. Biraz konuşturmak istiyorum ama yola kendini vermiş görünüyor.  Zamanla   Pala Hüseyin dedeye dağda konakladığı kendi yerinde de rastlıyoruz, açık ateşte çay yapmış gelene geçeni davet ediyor. Yanı başında taştan yapılmış bir barınağı da (koğ) var çayını içiyoruz. Günlerden   bayramın 2. günü “bir gün üç gün bayram bir şeye yaramaz, biz isteriz her gün bayram olsun her gün insanlar birbirini sevsin” diyor. Konuşmalarından Bektaşi geleneğinden, erenlerden olduğu anlaşılıyor.

Hüseyin dede 80 yaşında,  sabah saat 5 de  Teleferik mahallesindeki evinden çıkarak çok yavaş yürümeyle 4 saatte barınağına ulaşıyor. Gününü burada geçirir. Odun ateşinde çay yapar gelene gidene içirir . Misafirini karşılarken yüzündeki mutluluk ayrılıkta acı bir hüzne dönüşür. Bir bardak çay içen ateş almaya gelmiş gibi kalkar gider. Çay kaynar ama muhabbet kaynamaz. Pala Hüseyin bir daha ki çay ikram edecek birilerini bulana  kadar yine yalnızdır.

Biraz yukarıda   Ardanuç’tan emekli öğretmen Adem hocanın yeri var.  Ocakların da duman tüter çayda, muhabbette kaynar.  Bazen   közde pişmiş patates bile bulabilirsin. Her şey hazır olunca iki genç doktor da  konukları olur. Konak yerleri yaz mevsiminde tatil yeri  gibi çalışır, kitap okunur, sohbetler yorumlar… Bu yaza da hazırlıklar şimdiden başlamış,  ağaçların dallarının arasında oturma yerleri yapılıyor.  Bir diğer grupta kar kış demeden hemen her gün yollarda olan,  Şavşat’tan  emekli öğretmenler; her fırsatta  hızlı ve uzun yürüyüşleriyle  övünen Meriyalı Nazım’ın peşine takılırlar.  Parkurları sık sık  değişir.  Konakladıkları birkaç yerleri var.

Bizler de kimi misafir kimi kendi başımıza Hafta sonları 8-10 kişilik grup ve termostaki çaylarımızla  yürüyüşe iyi başladık. Devamında    Mehmet Kızılaltun,  Yüksel Ulu  ara sıra bize katılan  Hakan Acar ve birkaç meslektaşımızla   bu  yollardayız.  Bulunduğumuz  yere tutunmak, yeni alışkanlıklarla beraber alıştığımız yaşamları azda olsa bulmaya çalışmak için çabalıyoruz.  Ahaldaba’da olmasak da…

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.


Yukarı Çık